“Sevgi, Barış Söz ile olmaz! Yaşam Biçimidir…”

(Antakya Türk Katolik Kilisesinden; Habibi Neccar Camii…)

 

Dün düşman saydığımız toplumlar, sevgiyle yoğrulmuşlar,

Ortak akıl özverili paylaşımla

Yaşamının keyfine varmışlar

Barış içinde Huzurla Asırlarca yaşamışlardır…

 

Geldiğimiz noktaya bakıyoruz.

Düşman saydıklarımız gitmiş.

Dost olduğumuz, yeni DÜŞMANLAR gelmiş…

 

Allah aynı ALLAH!

Kitap aynı KİTAP!

Peygamber aynı PEYGAMBER!

 

Peki, ne değişti o zaman?

 

Fetvacılar Değişti!

Din Değişti!

 

ALLAH!

KİTAP!

PEYGAMBER!

Bu yeni dine uyduruldu.

 

Değerler Değişti!

Ahlak yerin dibini buldu,

Yeni dine uyduruldu…

 

Edeb ya hu!

İçki, kumar, faiz, zina

Gıybet haram deyup

Edeb Gayb oldu…

 

Şevkat ile Şehveti ters yüz edip

Özel imkanla uçmalar

Kucağa almalar

Zemzem tavırda yatmalar

Viagrayla kusmalar…

Hurilerle yatıp kumarhanede sabahlamalar…

Aksırıncaya Tıksırıncaya kadar bademli yaşamlar…

 

Yeni dininiz hayırlı olsun!

Sizinle bir araya gelmeyecek bir cennet diliyorum!

“Sizin dininiz size, Bizim dinimiz bize…” (*) 

(*) Kafirun Suresi, 6.Ayet…

Reklamlar

Bilir misin ne renk olur?

IMG_7563

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bilir misin?

Ay yükselip Suya düştüğünde,

Kapılar pencereler sürüldüğünde

Yürekler çırpınıp büküldüğünde

Bilir misin denizler ne renk olur?

IMG_5923.JPG

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Güneş dağlara dokunduğunda

Başaklar alev alev kavrulduğunda

Yarınlar buğuyla kovulduğunda

Bilir misin umutlar ne renk olur?

 

Ayrılık boğazda düğümlendiğinde

Hasret hançer olup gömüldüğünde

Sevgiler topak topak örüldüğünde

Gözyaşları kanla döküldüğünde

Bilir misin? Bilir misin ne renk olur…

IMG_5644.JPG

 

Aydınlık-Karanlık / Cennet-Cehennem

13040863_10154270071242590_1063575539448035368_o.jpg

 

Aydınlık-Karanlık, Yaşam-Ölüm, Cennet-Cehennem arasında aşılması çok kolay; gerektiğinde çok zor saydam bir duvar vardır tıpkı Beyaz-Siyah, İyi-Kötü arasındaki ince çizgi gibi…
Elini uzatsan değecekmiş gibi,
Bir adımda geçecekmiş gibi,
İçinde yaşıyor gibi…

Gördüklerimiz;

Yaşadıklarımızı, içinde bulunduğumuz durumu ifade etmediği gibi tam tersini söyler…
Aydınlığı görenin, karanlıkta yaşadığı gibi…

Gerçek hayatta özçekim yapabilseydik, durumumuzu daha iyi görüp kavrayabilirdik.

Peki yok mudur hayatın özçekimini çeken, bilen?
Elbette o bilgi ve donanıma sahip özel değil ama güzel insanlar vardır.
O güzel insanlar etrafındakileri de güzelliğe çekmek için çırpınır dururlar.
Özel tavır, kıyafet, şekilleri yoktur.
Yokluktur tek özellikleri Tanrı karşısında çaresiz KUL OLMA emelleri…

Rabbim bizleri onlara yakın, kendi gerçeklerini gören bilen düzelten kişilerden eylesin…

O kişiler;
Aydınlığı, Cenneti görünce sevinmezler,
Karanlığı, Cehennemi görünce üzülürler…

Bir şey vardı aramızda!

Bir şey vardı aramızda!

Bir şey vardı aramızda!

ŞİİR DENEME ÖYKÜ

5,0

06.09.2015 04:21:39

 

 

Bir şey vardı aramızda!

Bizi bir asır öncesinde birleştiren.

Bir şey vardı aramızda!

İsmi belirsiz, ama sevgiyle söyleten.

Bir şey vardı aramızda!

Uzakları yakın yakınları uzak eden.

Bir şey vardı aramızda!

Sohbet sofrasında limitsiz besleyen.

Bir şey vardı aramızda!

Çiçeklenmiş bahçelerinde şarkı söyleten.

Bir şey vardı aramızda!

Sevgi denizinde yüzdüren.

Bir şey vardı aramızda!

Kumsalında gün ışıyıncaya dans ettiren.

Bir şey vardı aramızda!

Zirvesinde yıldızlardan taç giydiren.

Bir şey vardı aramızda!

Önce ağlatıp sonra güldüren.

Bir şey vardı aramızda!

Varlığıyla  güzelleştiren.

Biz tam yalandık…

Biz tam yalandık…

Biz tam yalandık...

ŞİİR DENEME ÖYKÜ

5,0

01.02.2015 18:21:40

 

 

Biz tam yalandık…

İslambolunda, Bilmem hangi ananın veledi kardeşlerini boğazlarken; boğazda mutlu azınlık her gece mehtaba çıkardı…

Devleti Ali’nin; Savaşta, sıkıntıda hatırladığı veletleri birbirini yerken; salyalı azgın azınlık dağlarda ballı kaymaklı Kara Para, Aşk yaşıyordu…

Dümenin Kırık olduğunu farkeden uyanıklar; ele geçirmeye çalışıyor ama maalesef daha çok hasar, telef verdiriyorlardı…

Bir gün Bir adam çıktı…

Bodruma gitmedi ama Samsun’a gitti.

Erzurum’a gitti, Sivas’a gitti, İstanbul’a gitti, gitmediği yer kalmadı…

Sonunda Ankara’da karar kıldı…

Düzeni düzenlerle değiştirdi…

Ama Tek suçlu engel vardı… O da Yazıydı…

Hemen onu sürdü yerine yeni yazıları kuma getirdi.

Bir anda okuma yazma bilen sayısı milyonda sıfır oldu.

Okumayan yazmayan anlamayan koyunlar klonlamaya başlandı…

Dümen hala kırık, üzeri örtülmüş kimse görmüyordu…

Gel zaman Git zaman zaman akıp gitti…

Yine bir adam çıktı…

Bodruma da gitti jet skiye de bindi…

Gitmediği yer kalmadı…

Suçluyu buldu, darağacını kurdu…

Ama…..

Hande’nin akilleşmeden önce dediği gibi:

“Sorun Şehirlerde (yazıda, yazgıda) değildi. Sorun bizdeydi.”

“BİZ TAM YALANDIK”

Ad konmamış duygular?

Ad konmamış duygular?

Ad konmamış duygular?
ŞİİR DENEME ÖYKÜ

5,0

21.08.2014 22:45:21

 

Bilmedim!

Nasıl sevdim?

Ne zaman sevildim?

Adını bilmediğim.

Bildiğim!

Var olma nedenim,

Hayat özlemim,

Nefesi nefesim,

Gözleri ferim,

Yüreği mabedim,

Bedensiz, Nedensiz, Nazenin Sevdiğim.

Canı Can buldu,

Onunla Canana  kavuştu…

Sözleri Duam

Düşleri rüyam

Kalbim Huzurla doldu…

Cânım Âlemle buluştu.

Hislerim;

Öyle coştu öyle sarhoştu ki,

Gönlüne düşenle dillendi.

Bir asırda gelişen Sevgiyi,

Mum gibi, bir gecede  tüketti.

Adını koyamadığım sevgimi,

Çok geç ama, anladım şimdi,

“Gönül Dostuymuş”

Geç di… Gitti.

Anne, canım yanıyor…

Anne, canım yanıyor…

Anne, canım yanıyor…
ŞİİR DENEME ÖYKÜ

5,0

16.08.2014 16:03:35

 

Anne!

Çılbır yaptım bu gün. Seninki gibi olmamış, boğazımdan geçmedi.

Kimse de yemedi.

Hâlbuki nasıl oturur başına kapışır, sonra da bakışırdık…

Yolda bir halı mağazasının önünden geçtim.

Nerde halı görsem, hala gözlerime batar, silerim.

Ablamla halıları silerdik bahşiş kapmak için.

Bir türlü beğendiremezdik.

“Sulu olmuş, yok bu olmamış” kaç kez silerdik, küçük ellerimizle.

 

Her merdiven çıkışımda da anarım anne.

Ablamla birimiz süpürür, diğerimiz silerdi ama sevdiremezdik.

Beğendiğinde vakit geç olurdu…

Ama ben öğrendim, sen gidince anne.

Evde bizleri kanatların altında tutmak içinmiş, abim söyledi.

Hangimizi sevdiğini hissedemezdik ama hepimizle ilgilendiğini bilirdik.

Yirmi altı yaşındaydım, ameliyat için gelmiş bir gece kalmıştım.

Sabah evden çıkarken: “Anne ben gidiyorum” demiştim. Aslında korktuğumu söylemek istiyor, söyleyemiyordum; tıpkı seni sevdiğimi söyleyemediğim gibi.

Hiç işin bitmezdi ki, mutfaktan seslendin: “Çok kolay diş çektirmek gibi bir şey” oysa benim hiç dişçiyle işim olmamış dişçiye gitmemiştim.

Beni teselli etmek için Söylediğin Sözün önemi yoktu belki, ama öpücük oldu anne.

Anneler öpünce geçer ya.

Ama sana her anne dediğimde “Seni Seviyorum” diyordum.

“Anne iyi ki varsın, başımızdasın.”

“Anne yaşlansan da sen bizim perimizsin diyordum.”

Anneler bilir derler, Sahi anne beni anlıyor muydun?

Şimdi hatıraları ben topluyorum ablam yıkıyor hiç belli etmeden sanki varmışsın gibi.

Her sabah pencereyi açıyoruz ardına kadar sevdiklerimiz gelsin diye.

Her akşam sıkı sıkı kapatıyoruz gitmesinler diye.

Hiçbir şey olmamış gibi yapıyoruz ablamla, konuşmuyoruz.

Sevgi dedim ya Anne, canım çok yanıyor.

Aşk acısı en kötüsüymüş anne.

Bunu bana söylemedin belki bilmemizi istemedin, öğrenemeden de gittin.

Sen olsaydın, olsaydın mutlaka bir şeyler söylerdin.

Anne geçende bir arkadaşım hastasın dedi. İnsan kendi hastalığını fark edemezmiş.

Ben Hasta mıyım Anne?

Bana bir haber ulaştırabilir misin?

Kardeşim nasıl?

Ona iyi Baktığından eminim.

Selam söyle hala onun ayakkabısını giydiğimi, her sabah benimle gezdiğini ilet.

Sizi özlüyorum.

Yine Doğum Günüm geldi Anne.

Bizlerle mutlu musun?

Biz seninle hep mutlu olduk.

Artık büyüdüm anne.

Sevdiklerime “Seni seviyorum” diyebiliyorum.

Anne seni seviyorum.

Anne.

Anne ben geldim.